31 Mart 2012 Cumartesi

yayından kaldırılan her şey anısına.


bisikletler koyun koyuna yattı, insanlar yatamadı.
benim yarım kalan hikayeler karnavalı çekmecem vardı. o kadar çok sonunu getiremediğim karakterim oldu ki hepsi toplaşıp öc almaya başladılar benden. sürekli yarım kalan masallarım var. bir anda kesilen masallar. bir anda bırakılan ve bir daha asla yazılamayacak olan hikayeler. bu sefer kahramanlardan biri benim. diğeri sen. güvercin martı tıkırtılarıyla uyuyacaktık oysa, korkup birbirimize sarılacaktık. sonra sabah bokunu yemeden bir karga sıçratacaktı bizi yataktan hemen balkona koşup denize uyanmanın tadını çıkaracaktık.
bi karakter vardı bu hikayede, sevdiği adamla denize karşı uyanmanın hayalini hep kurmuş. acımasızca onu da yarım bıraktılar.
giriş yaptılar.
gelişmede kesiverdiler.
yok yere. sırf  3 5 kişi izliyor reytingleri düşük diye kaldırılan diziler gibi.
onun 3 5 kişiden oluşan seyircileri gibi. daha çiğdemin tuzu dudaklarımızı uyuşturmaya başlamamıştı ki final bölümü çıkageldi bak. final bölümü çıkagelse daha iyi. o da olmadı. çat diye hiç bir açıklama yapılmadan kesilen dizilerden. yarım bile denemeden...

özür dilemek isterdim hepsinden benim yarım bıraktığım sonunu getirmediğim hikaye kişilerinden.
yarım bırakmam bi nebze affedilirdi belki ama bir de çok eğlenceli bir şeymiş gibi onlardan "karnaval" olarak bahsetmiş olmam. sanırım en acısı oldu...

geri dönüp tamamlamak hiç bir zaman mümkün değildir. çünkü geri dönmek mümkün değildir. ilerde tamamlamak ise mevzu bahis bile değildir.

güvercini de boşu boşuna ettik yerinden bak. gördün mü?

28 Mart 2012 Çarşamba

büyü



{farklı olan şeylere büyü deriz
 büyülü
 ne olursa olsun
 evet
 ilk olan şeyler
 ilk duygusu veren şeyler
 buyulu gibi
"aslinda biz gozlerimizi dunyaya ilk actigimizda da buyulu gelmişti dunya
 zamanla aliştik"}



bir yazışmada isimleri silince anlam bozulmuyorsa, buna "beraber cümle yapmışlık" denir. büyülüdür. 

festival görgüsüzlüğü



muazzam bi görgüsüzlük içindeyim. zafer tunayada çok hoş filmler oynadı ucuz ve hoş film gördüm mü girmeden edemiyorum. gerçi çoğunu kaçırdım. oldboy'u tamamen bilinçli kaçırdım. "europa" vardı. o film evde izlenmez. denemeyin bence. o adamın hiç bir filmi ede izlenmez. ben "dogville"i ende izlemiş olmanın gururunu taşıyorum ama dogville yine bi daha aydınlık. 
16 martta pasofilm almak suretiyle herkeslerden önce festival biletlerimizi aldım. sonra kısafilmlerde beni aldı. kısa film festivallerinin bu kadar eğlenceli bir şey olabileceğini tahmin etmemiştim. aslında çoğu film internette mevcut ama salonda sen oturuyorsun biri açıyor ya o pek bi güzel. youtubetan ardarda video izlemek gibi ama tam değil.



en bi beğendiğim bu. bir de "Història d'Este" de aşırı güzeldi akbanktaki animasyonların hepsi güzel hatta. bir tanesi hariç o vakit kaybıydı tamamen(5 dakikalık bi vakit kaybı) ama onu da iki kere izlettiler. salondaki herkez "eööeoa" dedi. bir de evet akbank sanatta böyle de samimi bir ortam var. film sonunda bütün saloncak görüş bildiriyoruz falan. at the operada alkış koptu mesela. resmen aktif sinema izleyicisi bir güruh var giderseniz aklınızda olsun
.

geçen cuma sanki ödevmişcesine akbank sanat ve yeşilçam arasında mekik dokudum. yeşilçamda yılmaz güney film festivali var. akşamları 2 seans yılmaz güney filmleri oynuyor onun dışında yine kısa filmler. yılmaz güney filmlerini sinemada izleyememiş olmak içimde hep bir ukteydi yeşilçamda bunu giderdikçe bir mutlu oldum. gerçi en çok görmek istediğim "arkadaş"tı ve kaçırdım. ama yine de "yol" ve "endişeyi" bütün film çıtırtılarıyla izlemek adeta bir zevkti. 
şimdi aklımdaki en mühim soru ise ben kısalara çok alıştım. film festivalinde üstüste film izleyeceğim günler var. daralmasam bari diyorum. 


bir de kız çocuğunun kısa filmini çekmişler "şerrefsizim benim aklıma gelmişti" dedim. bir burukluk olmadı değil. ama benm daha başka hayal etmiştim. "malık adlı bir balık" sa "ben bertolt brecht"i izledikten sonra aslında biraz sönük. zira ben şiirin tiyatrosunu izlemişim hem de genco erkaldan kısa filmini mi alkışlayacağım taiki alkışlayacağım güzel olmuş zira. 

neyse final ve büt festivallerinden önce film festivalleri iyidir hoştur güzeldir. 

24 Mart 2012 Cumartesi

uçurtmalı film.



"-istersen bu uçurtma kadar özgür olabilirsin. gitmek zorunda değilsin...
-uçurtmanın ipi karadayken, uçurtma özgür olmaz ki."

15 Mart 2012 Perşembe

zaman ne zaman aşar?

zamanaşımı hukuk düzeni için gereklidir. neden gereklidir borç davalarında bir malı 10 sene arayıp sormadıysan 10 sene daha olmasa olur bence o der adalet sana. sen de oturursun aşağı.
peki neden bir insanlık sucuna karşı zaman aşar?
zaman aşamaz onu.
çünkü insanlık aşamaz...
insanlık aşmamış ki bu gün istanbul hukuk fakültesi sopalı adamların tekbirleriyle basıldı.
zaman hiç bir şeyi aşmamıştı ki bu insanlar "daha çok sivas" diye bağırıyordu.
madımak oteli belgeseli izlememiş bir insansanız ve gözünü kan bürümüş insan ne demek merak ediyorsanız ya da hiç değilse bu tabiri kullanıyorsanız ne anlama geldiğini görmek için herhangi bir sivas belgeseli izleyin. herhangi bir belgesel diyorum. kimin hazırladığı mühim değil. bu eylemi en meşru göstermek isteyen kişilerin elinden çıkmış bir belgesel bile bahsettiğim vahşeti anlatmaya kafidir. o kalabalığa bakınca kanı donmayan insanlarla konuşmak istedim hep. o insanları anlamak istedim. bugün o insanlarla asla konuşamayacağımı anladım. "ya müslüman türkiye ya hiç" diye bağırırlarken gerçekten bu bir şeyleri yakmaktan bahsediyor gibiydiler.
bir şeyi unutmamak neden lazım bugün anladım ben onu. kin tutmak sevmem. unuturum ben zaten. ama unuttukça insanlar yapılanları doğru sanıyorlar. zamanla üstünü aşındırırsanız insanlar büyük bir hevesle tekrarlarını istiyorlar.
ben insanlara inandım hep. insanları sevdim. insanların içinde bir merhamet, bir vicdan olduğunu düşündüm hep. ama yokmuş. bazı insanların kalpleri nasırlaşmış. sonra bazılarının beyinleri.
amfi 7'nin önünde bir kız gülerek anlatıyordu. kafası yarılmış bi kız amfi 6'ya girmiş ve kürsüye çıkıp "bunu yapanlar sivası yakanlar" demiş. nesine gülüyordu bu kız. benim gözlerim doluyordu.

bir şeylere karşı sessiz kaldıkça onu meşrulaştırırsınız. madımak otelinin önünde toplanan o kadar kişiye sadece bakmakla yetinen polisler, bi bakıp çıkan askerler... bütün bunlar hiç gelmese daha iyiydi belki. o azgın kalabalık kolluk güçlerinin sessizliğinde destek bulmuşlardı çünkü.
19 yıl önceydi bu.
bugün yine birilerinin susmasından destek alıp konuşmak fikir paylaşmak tartışmak varken sopalı soda şişeli baskınlar yapılıyor. farklı görüşlere, insanların inançlarına, dini inançlarına katılıp katılmamı bir kenara koyup saygı duydum. dinledim. tartıştım. lise sonda küçük burjuva kaynayan bir dersanedeydim. konuşmaktan en haz aldığım insan bir ülkücüydü. bir şeyler anlatıyordu. ben bir şeyler anlatıyordum. hiç kesişmesek bile biz birbirimizi dinleyebiliyorduk. ama bugün kendime müslüman gençlik diyen adamlar dinlemeyi bırak konuşma niyetinde bile değiller. yavaş yavaş ısınan bi suydu onlar. onlar sahnede hep birinin yanında yakınındaydılar. bugün bile yerdeki kanı temizleyen temizlikçinin sağcılar diye geçiştirdiği muhafazakarlar, yeşiller onlar. şeriatı kanla getirmek isteyen kaynayan bir volkan artık onlar. kime neden ne yapacakları belli olmayan. ne yaptığını sorgulamadan yapan karşısındakinin ve kendisinin insan olduğunu unutan neyin intikamını aldığını bile unutanlar onlar.

ve bir de suskunlar. yada birinin kafası yarılmış diye duyduğunda kimlerden diye soranlar, yada bunu bile umursamayacak kadar et beyinleşmiş boşver onu bugün fatmagül var akşam beşiktaş maçı nolur sence diyenler...

bugün istanbul üniversitesinde basında yer aldığı gibi bir kavga bir çatışma yaşanmadı. bugün istanbul üniversitesinde bir saldırı yaşandı. tekrar söylüyorum. sopalı, soda şişeli. olay yeri kırmızı bantla çevrildi. temizlikçiler gelip yerlerdeki "insan" kanlarını sildi.  ortalık mis gibi hijyen koktu. 1 saat sonra kimse bir şey hatırlamadı.




son olarak başlığa cevap vermek gerekirse zaman geçmekle aşmaz ayıpları, insanlarla, insan zihniyetleriyle aşar. insanların kinsiz, nefretsiz, öc alma düstursuz dimağlarıyla aşar.
daha çok sivas denmediğinde insanlar birbilerini dinlediğinde bu dava zaman aşımına uğrar.


11 Mart 2012 Pazar

zenne

geçen hafta yeşilçamda tek başıma izledim bu filmi. aslında bir kaç eşcinsel arkadaşımla konuşup onların yorumlarını alarak bir yazı yazmak istiyordum. ama konuşma fırsatım olmadı. 
film müzikleri  ve hissettirdikleriyle harikaydı. hikayesi gerçek olaylardan yola çıkılarak yazılmış, insanın içinde bir yerleri 3 karakterle, 3 farklı yerden dürtükleyen bir film. 



can ve annesinin ilişkisi,
daniel ve afganistan travması,
ahmet ve annesi. 

bir de ahmetin canın annesine bakışı, sarılışları... 
sevgi yetmez. sevgi hiç bir zaman yetmez derim ben. önce saygı geliyor zaten sözlükte bile ararken. 
insan hayatlarını kendi değer yargılarımızla terazi kefelerine oturtuyoruz. bu ağır, bu hafif diye etiketlendirip bu etiketlerin insan hayatlarında ve ruhlarında nasıl etkiler yaptığını görmeden, umursamadan, bakmadan dönüp kıçımızı uyuyoruz. 
mutlak doğrunun ve genel ahlak anlayaşının mümkün olmayacağı felsefesinden yana parmak kaldırırım ben hep. ne kadar insan o kadar köfte. o kadar köfte yok diyorsanız sizin çok yavan bir damak tadınız vardır. hiç bir köfte birbirine benzemez. birinde yarım kaşık kimyon vardır diğerinde yarımdan biraz fazla. benzerdir. ama aynı değildir. 

homoseksüel hayatta kendi ahlak anlayışımla eleştirdiğim şey çoğunun(en azından benim tanıdığım) çok eşli olması. bunu uzun uzadıya tartışma fırsatım da oldu aslında. bunu homoseksüellikle değil, insan doğasıyla açıklıyorlar. 
"sen aşık oluyorsun, sevgili oluyorsun, alışıyorsun sonra evlenip çoluk çocuğa karışıyorsun ve artık sizi bir arada tutan şey sevgi değil çocuklarınız ortaklıklarınız oluyor."
bunun istisnası heteroseksüel ilişkiler de var tabiki ama ne yazık ki istisna olarak incelenecek kadar az. uzun vadede yaşadıkları bağlanma problemini buna bağlıyor, ileri de stabil bir hayat sürememe korkusu yaşıyorlar. bunun üstüne homofobik insanların zülmü eklenince iş biraz daha karışıyor. film eşcinseller üzerindeki homofobik baskıdan da ziyade aile bağları üzerineydi aslında. insan kafaları üstünde. özellikle ahmetin annesinin kafası. annesinin seccadeyi yerken yediği kafası. 

en çok kumsal sahneleri sevdim ama ben. hayal sahnelerinden nefret ettim ama. benim sevmediğim bir dokusu vardı. çok daha profesyonel ve kaliteli yapılabilirdi. bence fazlasıyla eğreti kalmıştı güzelim filmde. 
bunun yanında devamlılık hataları olan bir filmdi. ama oyunculuk kalitesi güzeldi. her şeyiyle türkiye şartlarında homofobi üstüne giden kaliteli yapım olarak sayılabilcek bir filmdir. 

not: kerem can'ın danslarıyla ilgili olumsuz yorumlara rastladım anlam veremedim açıkcası benim diyen dansözlere bile taş çıkaran ve zevk veren bir dansı vardı bence. yok yeterince kıvrak değil yok odun gibi diyen insanlar tam olarak nerde nasıl zenneler görmüş de kerem can'ı eksik bulmuşlar merak ediyorum. 

9 Mart 2012 Cuma

benim 533 çocuğum var

şaka şaka benim yok. kanadalı bir adamın vardır belki. hiç olmadı bu isimde bir filmi var ilginç.

bugün iksv'ye film festivalindeki işle ilgili görüşmeye gittim. güzel geçti. arada filmlere girebilirsiniz dediler. bilet alaraktan mı yoksa gösterimler şirketten mi söylemediler, sormadım. ama şirketten olsun bence. en azından bi yeraltı'na iki kişilik bilet ayarlama lüksüm olsun.

video

bu gün sabahtan beri içim bi kıpır kıpır esasen. bir de bunu izledim daha bi mutlu oldum.

festivaldeki film adlarına bakıyorum. birleştirip şiirler yazıyorum.
beni mutluluğa boya diyorum. bunu mu demek istemiştiniz "ara beni boya beni" çıkıyor karşıma. of sen ne anlarsın be salak diyorum.
mutluluğun kırmızı olduğunu bilen sevgiliyi ise dudaklarından öpüyorum.

bir de hasta la vista'yı neden olduğun gibi gel diye çevirerek bi mevlana esintisi katmışlar onu düşündüm.
bir de ben uçtum sen kaldın var. uç oldum.



Bu fil de Supertramp için. kuyruğu nerde ya da başka bir şey derse, lucid özelliğinin off olduğu bir gece fil kervanları tarafınfan kovalasın.

4 Mart 2012 Pazar

polaroid fotoğraf makinam olsun istiyorum. çok istiyorum. her şeyden çok istiyorum!
peki peki anladık klibi çekeyim falan istiyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...