22 Ağustos 2011 Pazartesi

günlerden pazartesi

bu ara durdurma/duraksatma/dur/durağan/don(giyileninden değil/dondurma(yeneninden değil)/donma///stop!
aric-

sondaki ne be? dersen wheeeree is my mind?'ın başına bi daha bakıver yoksa nereye koyduysan ordadır diyeceğim.

son zamanlarda sürekli bir şeylerin bir yerde öyle olup kalıvermesinden bahsediyorum. kalıveriyor bir şeyler. sims oynuyomuşumda bir sürü karakterim varmış bazıalrını ihmal etmişim depresyone girip ölmüş gibi. sims öyle bi oyun değildi sanırım. popomundo vardı ama bir zamanlar bilir misin? hıh ondan olmuş işte. popomundo karakterlerim(çoğullar bunlar)den bazıları ilgisizlikten ölmüşler. bazısı alışverişkolik olup ölmüş, bazısını duş yap diyip unutmuşum büzüşüp ölmüş, bazısına yürü demişim hiç durmadan yürümüş, yorulmamış da dünyadan düşmüş. bence galileo bok yiyebilir dünya öküzün boynuzunda bir tepsi.
sonuç olarak neyseki tek bi karaktere tutunmuşum onunla ilgilenmişim de hayatta kalabiliyorum. hala oynuyorum. oyundan sıkıldığım kadar karakterlerinde ölmesine o kadar üzülüyorum esasen. tam bir kısır döngü.
yazıya başladığımda 6'ya 4 vardı. mesai bitimine 4 dakika. şuan 18:04. mesaim esasen bitti. ama gerizekalı olduğumdan çıkamıyorum. ben de zengin kalkışı yapma aşkı var ki seni beni egede kıyıya paralel ne kadar dağ varsa dele dele bodruma götürür. ofisteki bi çok kişi 7 de çıkıyor. o sebeplen onları bırakıp gidince arkamdan ağlıcaklarmış gibi mi hissediyorum nedir. çıkamıyorum.

boğazım ağrıyor.

bu ara en çok yakınılanlar listesine plazada çalışmak 1. sıradan girdi.
cam açamıyoruz. klima bütün gün. klima beni çarpar. kapalı alanda duramıyorum. temiz hava serzenişleriyle kriz geçiriyorum içimden. ama içimden.
çok fazla içimden konuşunca dışımdan konuşamıyorum.
çünkü sizlerle içimden konuştuğum kadar hızlı konuşamıyorum.
geçen utku başlarda anlamıyordum da zamanla anlamaya başladım dedi. düşündüm hakikaten çok mu hızlı konuşuyorum diye sonra yok yea ipek benden hızlı konuşuyor diyip işin içinden çıkıverdim.

başım ağrıyor.

ikinci sırada ise bütün gün bilgisayar başında oturmak var.
"evde olsan napacağdım" diyene ise pardon sürekli aynı havanın dolandığı suni yollardan temizlenen bi odada bütün gün bilgisayara bakmak cinnet sebebi derim. gözlerimi belerte belerte bakarım hiç de bi şey diyemezsin! ayrıca evde kitap neyinde bakıyorum. burdada kitap bakıyorsun dicek kadar özelime girmiş beni 24 saat dikizleyen sapığa ise "eşşek kadar borçlar kitabıyla günlerin köpüğü bir mi?" diye sorarım "benim oyumla dağdaki çocanın oyu bir mi?" diye soran aysun kayacı ifadesiyle.

ha bir de bu ara gün biterken bir rahatlama değil de bende hemen ertesi gün telaşı başlıyor bunu farkettim. resmen bu gün ne yemek yapsam derdi olan kadının bi level atlamış haliyim. bugünkü yemek yapılıp da sofra daha toplanırkenden başlıyorum yarın ne yemek yapsama.

neyse ben eve gideyim de bir erişte yapayım.

not: uykuyu düşünme hiç bugün daha pazartesi.

11 yorum:

Xibalba dedi ki...

Eyüp Sarp Balcı'ya bi ara bakar mısın ölmüş mü :D ölsün diye çok uğraşıyorum ama benden dirençli çıktı :) bu arada sen de koloni kurmuşsun popmundo da:)

kırmızı dedi ki...

esasen popomundo maceram sadece tek karakter tek günden ibaretti. sonra bir daha hiç açıp bakmadım. ama koloni kuran arkadaşlarım vardı. :)

ayrıca bak ne dicem parfümün dansına başladım ve her 10 sayfada bir kitabı kapatıp sert bir şekilde kafama vuruyorum neden daha önce okumadım diye.

Xibalba dedi ki...

ben de vize öncesi açmıştım,sınav öncesi sarılcak bişeyler bulmam gerekliydi:D sınavlar bitti bidaha daha da girmedim:)

ben yeni yazarımı buldum ya.Juan Rulfo.Adamın 2 kitabı var ve bulunmuyo,ben buldum adam 5 lira dedi 20 dese verirdim:)Şu sahaf festivaline gidersen mutlaka aramalısın kitabı,Pedro Paramo diye bi romanı ve Kızgın ova diye de yaklaşık 10 hikayeden oluşmuş bi derlemesi var.Hatta bloga yazı da yazdım,sadece ilk 4 sayfasını okuyabilirsin.Yaşayan yazarların seçtiği 20.yüzyılın en iyi romanlarından sayılıyomuş Pedro Paramo.

Tom Robbins normal bi adam değil.Seatle ve Aloboar bölümleri daha hoşuma gidiyordu ord:)

kırmızı dedi ki...

evet evet seatle ve aloboar bölümlerinin hoşa gitmemesi gibi bir durum mevzu bahis değil ama açıkcası new orleans bölümü de gözümde o kadar farklı o kadar abzürt canlandı ki o kısımaları da çok sevdim. genel olarak epeydir ihtiyacım olan kitapmış esasen. bu ara hiç huyum olmamasına rağmen bir adet yarım kalan kitaplar festivali yaptım. yarım bile değil 10 sayfada 55 sayfada 97 sayfada hiç bi neden yokken bırakılan kitaplar. okurken eğlenilen ama yokluklarında aranmayan kitaplar yığını vardı bu kitap onların üstünde yokluğunda aranılan bir şey oldu. "az önce çok eğlenceli bir şey yapıyordum ben" diyorum kitabı bıraktıktan sonra. bitsin istemiyorum.

sahaf festivaline de gitmek çok istiyorum. bu iki kitabı da yazdım umarım bulurum.

Xibalba dedi ki...

ben o dediğin kısımda çok kararsız kalıyorum.başlayıp bırakmak ya da bırakamamak ikileminde.kitap sarmıyo mesela,bitirsem biliyorum ki zaman kaybı olcak ama yarıda bırakmayı da hiç sevmiyorum.

kitabı umarım bulursun,anlatım tarzıyla okuduğum en farklı kitaptı diyorum Paramo için.Ve sana bi ara Kadıköy'de bi sahaf yeri tarif etcem orayı bulunca gözlerin parlicak:)Nerdeyse aradığım her kitabı bulabildim,ayak altında olmadığından.

kırmızı dedi ki...

sanırım bu çok gizli mabedin yerini ifşa etmemek adına yazmadın. en kısa zamanda bekliyorum ama tarifi:)

bir de kitabı bulamazsam blogunuzu okuyan 94 kişiyle beraber ayaklanma çıkarır, nadir bulunan bir kitap hakkında iştahlandırmak, özendirmek gibi hoş olmayan davranışlarda bulunduğun için bütün kitabı bloga yazmak zorunda bırakırız seni.

bu çok da korsan olmaz bence.

Xibalba dedi ki...

öyle tabiki herkes bilmesin yerini:P adama taa Silivri'den gelenler var.Oğuz Atay'ın yalan olmasın fotoğraflı kitabı mı yoksa hocasına verdiği bi kitap mı ne vardı adamın elinde:)

kitabın tamamını yazmak içimden gelmedi değil ama fark ettim ki blogtan okumanın ve kitaptan okumanın arasında yoğunluk bakımından fark var.zaten yazamazdım o da ayrı:)

ben kitabı gittigidiyor'dan almıştım ama sonra o sahafı keşfettim bi baktım orda da var ve kitap tertemiz.sonra bunu da mı alsam diye düşünürken yanımdaki arkadaşıma dedim sen al bari.

bi de şöyle bişey varmış sahafların ortak oluşturduğu bi site,internetten alırım dersen arada bir bakabilirsin biraz pahalıya gelir ama ikinci el birinci el hatta koleksiyonlar falan da var:
http://www.nadirkitap.com/

kırmızı dedi ki...

internetten kitap almak epey pahalıya geliyor bana. kargo parası çok oluyor ne yaparsam kargodan yırtarım hesapları yaparken 100 ve üstüne kargo ücretsiz diyor bunu o kadar parlak ve yıldızlı diyor ki kanıveriyorum. 100'e tamamladım bi keresinde sonra ben ne yaptım diye epey düşündüm. :)

bir de bu ara marcel proust'a bir merhaba diyesim var. tanışıyor musunuz siz?

Xibalba dedi ki...

eh sen de abartmışsın bariz:) bulunmayan kitaplar için denenebilir bi yol,yoksa netten almak pek mantıklı değil haklısın.

marcel proust? eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdün gece gece.tanışmalı mıyız?

kırmızı dedi ki...

sahaflar festivalinde ilk kitabını uygun bir fiyata bulabilirsem başlayacağım o zaman daha fazla bilgi verebilirim.
artık her okuduğum kitapta "o değil de bir de kayıp zamanın izinde var" diye bir şeyler anlatılması ve benim konuya fransız kalmam canıma tak etti:)

Xibalba dedi ki...

tamam üstüne konuşuruz o zaman:)

seni bilmem ama benim bu fransız durumlarım devam edicek bence,o yüzden kabullendim:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...