oğuz atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oğuz atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2011 Cumartesi

erken baskı ya da çıkma ekmek var mı?

hazır işsizken anlatıvereyim.
sanırım küstum ve kusmaca yazı dizisi yüzünden olacak ki geçen gece rüyamda kusuyordum. bu ara büyük bir kusma isteği var içimde ancak sadece rüyalarda başarılı oluyorum. az uyuyorum. bu sebeple hiçe yakın rüya görüyorum. gördüm mü adeta toprak içinde değerli taş bulmuşcasına titreyen ellerimle temizleyip parlatma çabasına giriyorum.

rüyamda motordayım. o motor değil canım. mesela beşiktaş üsküdar motoru. küçük olanlardan. sallanıyor ve ben demirlerden sarkarak kusuyorum.
sonra arkamı döndüğüm anda kendimi bir servisde buluyorum. doblo hatta vaviendekinin büyüğü. ama kapı aynı o prensip. tekrar midem bulanıyor, yüzümü kapıya dönüyorum kapıyı görüyorum ama eğildiğim anda tekrar motor oluyor. denize kusuyorum.
ayıp ayıp.
bu arada ayakkabılarımı bi yerde unutmuşum. servis şöforüne bunu anlatmaya çalışıyorum. geç kalıcaz kesin biri çalıcak diyorum.


not:
rüyalar anlatılmamalı. kimse anlattıklarını senin gibi göremez. senin action rüyaların aslında her zaman başkası için sıkıcıdır. rüya dinlemek sıkıcıdır. senin bilinç altın ise beni asla ilgilendirmez.
ilgi çeksin istiyorsan geçen rüyamda seni gördüm diyerek başla.


önemli: insanlar neden kendisiyle aynı yazarları okuyan, aynı filmleri izlemiş birini görünce sevinir bilir misin küçüğüm? aynı yerden baktığını düşünürsün çünkü. peki aynı yerden bakmak neden önemlidir?
insanoğlu ne kadar sevse de, kendini anlatmaya üşenir aslında. o yüzden anlayan, zaten bilen birini ister karşında ama ona yine de anlatır. zira bilene anlatmak daha kolaydır sanki.

şimdi sevgili oğuz atay sevenler toplanın bakalım çevreme, size sevgili bilge kısmından başlayarak tehlikeli oyunları sahneleyeceğim.

"sevgili bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmam...."

27 Şubat 2011 Pazar

eve dönüş.

yo yo o filmden bahsetmeyeceğim.

karsı son olarak red alert oyununu hatırlayarak bıraktım.
evet bunda rus mimarisi ve kırmızılarında etkisi olabilir. oyunda genel olarak her yerin kar olduğu bölümler çoğunluktaydı diye hatırlıyorum. uçsuz bucaksız karlı yerler bunu çağrıştırmakta neden son günü bekledi bana bilemedim.
tabi biz sovyettik. stratejimiz belli idi. ne güzel oyundu bu arada o. gerçi ben en vasat halini oynamışım küçükken. bulup cdyi tekrar yüklesem mi acep?

dönüşte tekerlekli valiz dramı yaşadım. tekerlekli valiz kullanma ehliyeti gibi bir şey olmalı. ama böyle her şeyini kapsayan bi eğitim sonunda verilmeli. mesela o tekerlekler maksimum ne kadar yük taşır, nasıl yerleştirilmeli falan tek tek anlatılmalı. nasıl araba ehliyetinde motor ve ilk yardım dersi var onun gibi.

bak yine bir daireyi tamamlamışlık hissi.
gidip gelip hiç gitmemişlik.


aklıma gelmişken. aslında gelmemişken,
çünkü şuan tam şuan da karar veremiyorum. "evet albayım kelimeler bazı anlamlara gelmiyor."
bunu selim mi günseliye söylüyordu yoksa hikmet mi bilgeye bilmiyorum. bulamıyorum bulamadıkça daha da çıldırıyorum ama
"neden beni aramadın? bu kadar sürede insan ölebilirdi, ve eğer o gün gazeteye bakmamışsan haberin bile olmazdı.."

18 Ekim 2010 Pazartesi

hastalık!!

evet evet! bu bir hastalık olmalı.

istanbula geldiğimden beri kitap okuyamıyordum.
başlayıp 5. sayfada, 9. sayfada, 17. sayfada bıraktığım kitaplar yığını büyüdükçe büyüyordu.
soruna ne odaklanma problemi diyebilirim ne de ilgi eksikliği. tamamen aman bana ne havası çökmüştü üstüme ki iş kendimden nefrete varabilirdi. ösese senesi denilen illete bile kitap okumayı ihmal etmemiş bi insanken boşlukta sadece aylak aylak dolaşmayı iş edinmiş olmak çileden çıkaran bir şeydi beni.
işin bir diğer boyutu film de izleyememek.
peki ne yapıyorum ben o zaman ipek'in hayatından film ve kitabı çıkarırsak geriye ne kalır?
bakalım bu sokak nereye çıkıyor oyunu!
evet istanbula geldiğimden beri tek yaptığım şey bu. bir de emine'ye yürümek..

bu işe bi çözüm bulmalıydı. ben roman bile okuyamazken anayasa hukukunu nasıl okuyacaktım?
önce derin derin nefesler aldım. zorlamanın alemi yok. oyunlarıma devam ettim. tehlikeli değildiler. sonra usul usul eski kitaplarıma yaklaştım. sanki kimseleri sevemiyormuşum artık sevmeyi unutmuşumda eski sevgilime gidiyormuş gibi tutunamayanlara uzattım elimi.
nasıl seviyorduk söylesene dedim.
oğuzcuğum atay, nasıl tutunamıyorduk biz? haydi anlat bana.. en başından..
iyi gidiyoruz şuan. eski bir şeylere tutunma isteğim varmış demek bak. tutunamayanlara tutundum ben. sanki ilk defa okuyormuş gibi. şarkı bölümünü biraz hızlı geçtiğimi itiraf edebilirm zira bazı mısralar hala ezberimdeymiş.

kimi yerler aklımdan çıkmış ya da daha evvel okuduğumda bu kadar gözüme çarpmamış, ya da o zaman okuduğumda aklım ermemiş. yeni yeni şeyler keşfeder gibi okuyorum bugün. bugün hayatımda ilk defa kitap okur gibiyim.
bu gün sanki ilk defa aşık olmuş gibi..

canım oğuzcuğumatay..

NOT:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...