nastasya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nastasya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2011 Pazartesi

Nastasya Filippovna

-kalk, kalk! diye fısıldadı. çabuk kalk!
-mutlu musun? mutlu musun? bugün, şimdi? onun yanında? ne söyledi o sana?
kadın yerinden kalkmıyor, prens de dinlemiyor; sadece çabuk çabuk soruyordu. sanki biri kovalıyormuş gibi acele ediyordu.
-senin söylediğin gibi yarın gidiyorum. burada durmayacağım... seni son kez görüyorum, son kez! şimdi bu son olacak!

bir kaç yazı öncesinde yaptığın ve dediğin her şeyin altına imzamı atacağımı söylemiştim nastasya güzelim benim ama bu olmadı be..
ne demeliyim?
olmadı bu.
gitmemeliydin. hadi gittin diyelim son bir kez görmek için o kadar beklemiş olduğunu belli etmemeliydin.
birini son bir kere görmek saçmadır çünkü. gereksizdir be güzelim.
birini son bir kez görmek istiyorsan bu son olmasın istediğindendir..
o belki beni unutmuştur diye düşünüp, giderayak son bir çelme takmaktır.
sen bunu yapmamalıydın. hayır tamam bu tam senlik bir şey.

-peki sonunda nişanlının neredeyse Rogojinle gidecek bir kadın olduğundan utanç duymayacak mısın?
-ateşiniz vardı sizin! şimdi de aynı durumdasınız!
-peki ileride sana karının totskiy'nin kapatması olduğunu söylediklerinde utanmayacak mısın?
-hayır, utanmam... siz kendi isteğinizle totskiy'le yaşamadınız ki!...
-hiç başıma kakmayacak mısın?
-asla!
-bak, sakın bütün yaşamını kapsayacak sözler verme!

aman allahım sen ki bu lafı söyleyip, prensi adeta sümük gibi ardında bırakıp paraları ateşe atıp Rogojinin kolunda çıkan kadındın nasıl oldu da son bir defa görmek gibi bir zayıflığı ele güne gösterebildin.
tamam can yaktın ama herkes bilir be canım nastasya..
seni gitmeden son bi göreyim demek, gidiyorum ama aklından hiç çıkmayayım emi demek..
gidiyorum ama bana yaz demek..
gidiyorum ama gelirsem uğrarım demek..
gidiyorum ama seni seviyorum demek..
sen bütün bunları bilecek bir kadındın nastasya, tamam amacın buydu belki, hoş bi yere kadar başarılı da oldun ama yapmamalıydın.
bazen onu son bir kere bile görmeden gitmek gerekir,
ardına bakmadan.

yine de seni çok seviyorum. neden rogojine kaçtığını ise tüm kalbimle anlıyorum.
sana tekrar yazacağım şimdilik bu kadar.

seni seven
kırmızı.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Prens Mışkin

"...yirmialti yirmiyedi yaslarinda, ortadan biraz daha uzun boylu, sarisin, gur sacli, cukur yanakli, seyrek sivri beyaz sayilabilecek sakalli biri. iri mavi gozleri yorgun bakisli. bakislarinda sessiz, agir, kimi insanlarin ilk bakista hastalik izlerini gorebilecekleri tuhaf bir anlatim..."

dünyanın en içi kötü insanı benim. hadi hep bir olup benden nefret edin. ben kitabın en başından beri prens mışkin de hep bir art niyet aradım. neden yaptın bunu?
bilmiyorum.
ama bana samimi gelmedi. yani bazı yerlerinde ki özellikle oynuyor bu adam demek geldi içimden. peygamber özellikleri taşıdığını düşündüğüm, ah keşke herkes mışkin gibi olsa dünya o zaman ne kadar güzel olurdu ah dostoyevski sen keşke herkesi sen bu kadar mükemmel çizseydin dediğim an hiç olmadı.

büyük bi ihtimalle prensle karşılıklı oturuyor olsaydık ben onun hiç bir söylediğini dinlemez, sürekli bir açığını bulmaya çalışırdım. zil zurna içirir sarhoş eder, ele güne rezil oldururdum. karşısında sinirden tırnaklarımı kemirirdim. budalalığından saçımı başımı yolardım.

"ah ikisini de seviyorum. birini seviyorum birine acıyorum" lafları ise bana hiç dokunmadı azizim. o ne öyle ne şiş yansız ne kebap mantığında?
ayrıca bana bir kaç dakika bile olsa nastasyanın katili yoksa mışkin mi diye düşündürttüyse -ki, bence bıcağı 2 parmak kadar sokan her ne kadar rogojin olsa da asıl katil prenstir- o kadar da masum peygamber gibi adam canım benim değildir.
hindir o hin! aslında ne fırtınalar koparmak ister de, hastalığı yüzünden zayıf düşmekten korkar. böyle iç hesaplar yapan adamın teki! hadi gel sana yemek ısmarlayayım der, ama bunu sadece demek için der, bir forsu olsun diye. sen tamam dediğin anda üç kuruşun hesabını yapmaya başlar.
neymiş efendim, aslında aglaya'yla evlenmek istiyormuş da aglaya koşunca arkasından koşmayı çok istemiş ama tam o anda nastasya bayılmış ya ne yapsa imiş.
sana mı düştü dangalak derler adama mışkin efendi!
evleneceği adam var orda. o ayıltır.
gideydin aglaya'nın ardından o kadar sevmiştinse?
nastasya iki gülüp, bir göz süzünce erimesini biliyorsun ama.

ayrıca sen değil miydin be adam
"sevgili aglaya bunları sana sadece bil diye yazıyorum. seni arkadaş olarak yakınım olarak görüyorum...."
ayarında bir mektup sonra nasıl oldu da kanka ayağı, ayapa düştü böyle bir anda "sizi seviyorum"lar döner oldu?

bilmiyorum mışkin bilmiyorum. hala nastasyadan sonra nasıl oldu da aglaya ya koşup yalvar yakar onun düzenini bozup kendine döndürmedin ona şaşıyorum zaten..

kişiliksizlik, karalarında ısrarcı olamama, dediklerinin arkasında durama ne zamandır saflık iyi kalplilik oldu sorarım sizlere..

30 Ocak 2011 Pazar

mübalaaağ

henüz 520. sayfadayım.
ve buraya kadar Nastasya Filipovna Barashkova'nın yaptığı her şeyin altına imzamı atarım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...